Selam,
Randevu almayanların bana en çok yazdığı şey şu: “Hocam ilgimi çekti ama şu an vaktim yok.”
Anlıyorum. Gerçekten anlıyorum. Ama izin verin size bir şey söyleyeyim, çünkü bu cümleyi o kadar çok duydum ki artık arkasında ne olduğunu biliyorum.
Mesele çoğu zaman vakit değil. Mesele şu: insanlar “forma girmek” deyince günde iki saat spor, ölçüp biçilmiş yemekler, hayatın altüst olması gibi bir şey hayal ediyor. Öyle olunca da “benim buna vaktim yok” demek çok mantıklı geliyor. Haklısınız da, öyle bir şeye kimsenin vakti yok zaten.
Ama ben öyle çalışmıyorum.
Bahattin vardiyalı çalışıyordu. Yani uyku düzeni bile oturmuyordu, bir gün gündüz bir gün gece. Bana geldiğinde tam da bunu söyledi, “benim şartlarım çok zor” dedi. Biz onun gününe günde 30 dakika sığdırdık. O kadar. Ve o adam 20 kilo verdi.
Çünkü işin sırrı saatlerce çalışmak değil. Sizin gerçek gününüze, gerçek işinize, gerçek yorgunluğunuza oturan bir plan kurmak. Onu da ancak sizi tanıyarak yapabilirim.
O yüzden randevu zaten 30 dakika bile sürmüyor. Sizin gününüz gerçekten nasıl geçiyor, onu konuşalım. Vaktiniz yoksa bile, tam olarak bu yüzden konuşmamız lazım, tamam mı?
P.S. Bir sonraki mailde ikinci en büyük çekinceyi ele alacağım: “Ya para verip başlarım da işe yaramazsa?” O görüşmede aslında hiçbir taahhüt vermediğinizi anlatacağım.