Selam,
Geçen gün sayfaya kadar geldiniz. Yani programı açtınız, okudunuz, en sona kadar indiniz… ama randevu kısmında durdunuz.
Bunu fark ettim ve bir an düşündüm. Çünkü boşuna gelinmez oraya. İnsan gerçekten ilgilenmiyorsa o sayfayı açmaz bile, tamam mı? Siz açtınız. Demek ki içinizde bir yerde “belki bu sefer olur” diyen bir ses var.
Sonra da bir şey sizi durdurdu.
Belki “şimdi sırası mı” dediniz. Belki “önce bir düşüneyim” dediniz. Belki de o an telefon çaldı, dikkatiniz dağıldı ve bir daha dönmediniz. Hangisi olduğunu bilmiyorum, sizi yargılamıyorum da. Bunu yaşamayan yok aslında.
Ama şunu biliyorum: o son adımı atmadığınız için hâlâ tam olarak aynı yerdesiniz. Aynı sabah, aynı ayna, aynı “yarın başlarım”.
Ben o randevuyu satış görüşmesi gibi kurgulamadım. Karşınıza geçip sizi bir şeye ikna etmeye çalışmıyorum. Sadece sizi dinliyorum, durumunuza bakıyorum, size uyar mı uymaz mı onu konuşuyoruz. O kadar.
Bu hafta sizinle o son adımı beraber atalım istiyorum. Aşağıdan bir saat seçin, gerisini konuşuruz.
P.S. Sonraki mailde en çok duyduğum cümleyi konuşacağız: “Hocam vaktim yok.” O cümlenin arkasında ne olduğunu anlatacağım, çünkü çoğu zaman mesele vakit değil.